Metro istasyonu denildiğinde akla genellikle turnikeler, yürüyen merdivenler ve işe yetişmeye çalışan kalabalıklar geliyor.
Ama dünyanın bazı şehirlerinde yerin altına indiğiniz anda kendinizi bir ulaşım merkezinden çok sanat galerisi, saray hatta bilim kurgu filmi setinde bulabiliyorsunuz.
Kimi istasyonların duvarları yüzlerce metrekarelik sanat eserleriyle kaplı, kimilerinin tavanlarında dev avizeler bulunuyor. Bazılarıysa şehrin en çok fotoğraflanan noktalarından biri hâline gelmiş durumda.
Mimari açıdan etkileyici yapılar ilginizi çekiyorsa Merakça’daki Dünyanın En Güzel Kütüphaneleri yazımızı da listenize ekleyebilirsiniz.
Peki gerçekten metroya binmek için değil, yalnızca görmek için gidilebilecek istasyonlar var mı?
Kesinlikle var.
1. T-Centralen – Stockholm, İsveç

Stockholm metrosunun merkezindeki T-Centralen’e indiğinizde klasik bir metro istasyonundan oldukça farklı bir görüntüyle karşılaşıyorsunuz.
Özellikle Mavi Hat’ın platformlarında mağarayı andıran doğal kaya yüzeyleri, mavi-beyaz sarmaşık ve çiçek desenleriyle kaplanmış durumda.
Sanatçı Per Olof Ultvedt’in tasarladığı bölüm 1975’te açıldı. Mavi tonların, insanların sürekli aktarma yaptığı bu yoğun istasyonda daha sakin bir atmosfer yaratması amaçlanmıştı.
Aslında T-Centralen tek başına bir örnek değil. Stockholm metrosundaki istasyonların büyük bölümü heykel, mozaik, resim veya farklı sanat çalışmalarına ev sahipliği yapıyor. Bu nedenle kent metrosu sık sık dev bir yer altı sanat galerisine benzetiliyor.
2. Toledo – Napoli, İtalya

Napoli’deki Toledo istasyonuna yürüyen merdivenlerden inerken birkaç saniyeliğine denizin altına giriyormuşsunuz gibi hissedebilirsiniz.
İspanyol mimar Óscar Tusquets tarafından tasarlanan istasyonda mavi tonların ağırlıkta olduğu mozaikler, ışık oyunları ve devasa açıklıklar kullanılmış.
Özellikle yukarı doğru uzanan ve gün ışığını yer altına taşıyan mavi bölüm, Toledo’nun en çok fotoğraflanan noktası.
İstasyonda William Kentridge ve Robert Wilson gibi sanatçıların çalışmalarının da yer alması Toledo’yu yalnızca bir ulaşım noktası olmaktan çıkarıp Napoli’nin çağdaş sanat duraklarından birine dönüştürüyor.
3. Komsomolskaya – Moskova, Rusya

Bir metro istasyonundan çok sarayın balo salonuna benzeyen bir yer düşünün.
Komsomolskaya tam olarak böyle görünüyor.
Sarı tonlardaki yüksek tavanları, büyük avizeleri, mermer sütunları ve tavandaki mozaikleri nedeniyle Moskova metrosunun en gösterişli duraklarından biri olarak biliniyor.
Moskova metrosundaki bazı eski istasyonlarda mermer zeminler, kemerli tavanlar, heykeller ve büyük ölçekli mozaikler kullanılması, ulaşım sistemine oldukça farklı bir kimlik kazandırmış durumda.
İşe giderken her sabah böyle bir istasyondan geçmek biraz fazla gösterişli olabilir ama insanın birkaç dakika daha içeride kalası da gelmiyor değil.
4. Formosa Boulevard – Kaohsiung, Tayvan

Formosa Boulevard istasyonunun asıl sürprizi tam merkezinde bulunuyor: Dome of Light, yani Işık Kubbesi.
İtalyan sanatçı Narcissus Quagliata tarafından tasarlanan dev eser, binlerce renkli cam parçasının bir araya gelmesiyle oluşturulmuş.
Tayvan’ın resmî turizm kaynakları eseri, tek tek renkli cam parçalarından oluşturulan dünyanın en büyük kamusal sanat çalışmalarından biri olarak tanımlıyor.
Kırmızıdan maviye, sarıdan yeşile uzanan renkler istasyonun ortasında neredeyse dev bir vitray kubbe görüntüsü oluşturuyor.
5. Arts et Métiers – Paris, Fransa

Paris metrosunda bir anda Jules Verne romanının içine girmek mümkün.
Arts et Métiers istasyonunun özellikle 11. hat üzerindeki bölümü, bakır renkli metal paneller ve yuvarlak pencereler nedeniyle eski bir denizaltının içini andırıyor.
İstasyonun bu görünümü, Conservatoire National des Arts et Métiers’nin 200. yılını kutlamak amacıyla hazırlanmış. Paris ulaşım işletmesi RATP de tasarımı doğrudan “yer altındaki denizaltı” olarak tanımlıyor.
Paris’te Eiffel Kulesi’nden sonra gidilecek yerler listesine metro istasyonu eklemek ilk başta biraz garip gelebilir.
Ama burası gerçekten sıradan bir istasyon değil.
6. Westfriedhof – Münih, Almanya

Westfriedhof’un etkileyiciliği pahalı mermerlerden veya büyük mozaiklerden değil, ışık kullanımından geliyor.
İstasyonun tavanında tasarımcı Ingo Maurer tarafından hazırlanan 11 dev lamba bulunuyor. Her biri yaklaşık 3,8 metre çapındaki bu lambalar kırmızı, sarı ve mavi tonlarda ışık yayıyor.
İşlenmeden bırakılan kaba beton duvarlarla renkli ışıklar yan yana geldiğinde ortaya biraz mağarayı, biraz da modern sanat enstalasyonunu andıran oldukça sıra dışı bir görüntü çıkıyor.
Bu yüzden Westfriedhof, Münih’in en sevilen yer altı fotoğraf noktalarından biri hâline gelmiş durumda.
7. Universidad de Chile – Santiago, Şili

Santiago’daki Universidad de Chile istasyonunu özel yapan şey ise duvarları kaplayan devasa bir tarih anlatısı.
Şilili sanatçı Mario Toral’ın “Memoria Visual de una Nación” adlı çalışması, ülkenin tarihini, toplumsal hafızasını ve kültürel kimliğini büyük ölçekli resimlerle anlatıyor.
Eser yaklaşık 1.200 metrekarelik bir alana yayılıyor.
Bir tren beklerken birkaç dakika içerisinde yüzlerce yıllık bir ülke tarihinin içinden geçmek, metro istasyonunun kamusal sanat için ne kadar güçlü bir alan olabileceğini gösteriyor.
Metro İstasyonu mu, Sanat Galerisi mi?
Bu istasyonların en ilginç tarafı yalnızca güzel görünmeleri değil.
Şehirlerde sanat genellikle müzelerin, galerilerin veya tarihi yapıların içerisinde aranıyor. Oysa Stockholm’den Napoli’ye, Paris’ten Kaohsiung’a kadar birçok kent sanatı insanların her gün kullandığı ulaşım sistemlerinin içine taşımış durumda.
Böylece işe giden biri de turist de aynı sanat eserinin önünden geçebiliyor.
Belki de bu yüzden dünyanın en güzel metro istasyonları, şehirlerin sadece ulaşım anlayışını değil, mimariye ve kamusal alanlara nasıl baktığını da gösteriyor.
Dünyadaki sıra dışı yerleri keşfetmeyi seviyorsanız Merakça’daki Dünyanın En İlginç Adaları ve Dünyanın En Güzel Krater Gölleri listelerine de göz atabilirsiniz.
Peki sizce hangisi en etkileyici? Metroya binmek için değil, sadece görmek için hangisine giderdiniz?
Yorumlar Sen ne düşünüyorsun? Okumak veya yorum yazmak için tıkla.