Bazı köprülerde karşıya geçmek birkaç dakikalık sıradan bir yürüyüştür. Bazılarında ise ilk birkaç adımdan sonra insanın aklına tek bir soru gelir: “Ben buraya neden çıktım?”
Dağların arasına gerilmiş halatlar, altında yüzlerce metrelik boşluk bulunan dar geçitler, rüzgârla hafifçe sallanan ahşap tahtalar… Dünyanın farklı noktalarında gerçekten de yükseklik korkusu olanların uzaktan bakmayı tercih edeceği köprüler bulunuyor.
Yalnız küçük bir ayrım yapmak gerekiyor: “Tehlikeli” olarak ünlenen bu köprülerin tamamı bakımsız veya güvensiz değil. Bazıları bugün turistik amaçla kullanılan ve güvenlik önlemleri bulunan yapılar. Onları korkutucu yapan şey çoğu zaman yükseklikleri, dar yapıları, sallanmaları ve bulundukları sıra dışı coğrafya.
Merakça’da daha önce dünyanın en korkunç gezilecek yerlerine uğramıştık. Bu kez yere biraz daha az basacağız.
İşte dünyanın en ürkütücü yaya köprülerinden bazıları.
1. Hussaini Hanging Bridge – Pakistan

Listenin ilk sırasında olabilecek başka bir köprü bulmak pek kolay değil.
Pakistan’ın kuzeyindeki Hunza Vadisi’nde bulunan Hussaini Hanging Bridge, aralarında oldukça geniş boşluklar bulunan ahşap tahtaları ve rüzgârda hareket eden yapısıyla yıllardır dünyanın en korkutucu köprülerinden biri olarak anılıyor.
Köprü, Karakurum Dağları’nın etkileyici manzarasının ortasında Hunza Nehri üzerinde uzanıyor. Fotoğraflarda bile tahtaların arasındaki boşluklar rahatlıkla görülebiliyor. Köprünün üzerine çıktığınızda ise manzaraya bir de sallanma hissi ekleniyor.
Belki de Hussaini’yi bu kadar meşhur yapan şey tam olarak bu tezat: Bir tarafta inanılmaz güzel dağlar ve turkuaz sular, diğer tarafta ayağınızı nereye basacağınızı düşündüren daracık bir geçiş.
National Geographic de Hussaini’yi kuzey Pakistan’ın en sıra dışı geçişlerinden biri olarak tanımlıyor.
2. Trift Köprüsü – İsviçre

İsviçre Alpleri’nde yürüyüş yaparken karşınıza 170 metre uzunluğunda ve yaklaşık 100 metre yükseklikte asılı duran bir köprü çıktığını düşünün.
Trift Köprüsü tam olarak böyle bir yer.
Trift Buzulu yakınındaki köprü ilk olarak 2004 yılında inşa edildi. Buzulun geri çekilmesiyle daha önce kullanılan doğal geçiş zorlaşınca bölgeye yeni bir bağlantı gerekiyordu. 2009 yılında ise daha güvenli ve erişilebilir yeni köprü yapıldı.
Bugün Trift, yürüyüşçülerin en çok görmek istediği Alp rotalarından biri. Fakat köprünün ortasına geldiğinizde aşağıdaki vadiye bakmak herkes için iyi bir fikir olmayabilir.
İsviçre’nin dramatik doğa manzaraları hoşunuza gidiyorsa dünyanın en güzel şelaleleri listemizde de benzer şekilde insanı küçücük hissettiren yerler var.
3. Titlis Cliff Walk – İsviçre

Bir köprüyü korkutmak için illa eski tahtalar ve halatlar gerekmiyor.
Titlis Cliff Walk, son derece modern görünmesine rağmen yüksekliğiyle bu işi fazlasıyla başarıyor.
İsviçre’deki Titlis Dağı’nda yer alan köprü deniz seviyesinden yaklaşık 3.041 metre yüksekte bulunuyor. Yaklaşık 100 metre uzunluğundaki dar geçit, dağın iki noktası arasında uzanıyor.
Köprünün kendisi güvenlik önlemleriyle donatılmış durumda. Asıl mesele aşağı bakmak.
Titlis’in resmî sitesinin bile burayı bir “cesaret testi” olarak tanımlaması çok şey anlatıyor. Özellikle açık havada dağların ve buzulların oluşturduğu manzara muhteşem; fakat ayaklarınızın altındaki boşluk aynı derecede etkileyici.
4. Q’eswachaka Köprüsü – Peru

Listedeki belki de en özel köprü bu.
Peru’nun And Dağları’nda, Apurímac Nehri üzerindeki Q’eswachaka, modern çelik halatlar yerine geleneksel bitki liflerinden yapılan bir İnka köprüsü.
Daha ilginci ise köprünün her yıl bölgedeki Quechua toplulukları tarafından geleneksel yöntemlerle yeniden örülmesi.
Bu gelenek o kadar önemli ki Q’eswachaka Köprüsü’nün yıllık yenilenmesiyle ilgili bilgi, beceri ve ritüeller 2013 yılında UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne alındı.
Yani burada karşıdan karşıya geçerken yalnızca bir köprünün üzerinden yürümüyor, yüzyıllardır devam eden bir mühendislik geleneğinin üzerine basıyorsunuz.
5. Carrick-a-Rede Rope Bridge – Kuzey İrlanda

Kuzey İrlanda’nın yemyeşil kıyılarında bulunan Carrick-a-Rede Rope Bridge, manzara açısından listenin en güzel üyelerinden biri olabilir.
Ama manzaranın tadını çıkarabilmek için önce yaklaşık 30 metre aşağıdaki kayalıkları ve Atlantik Okyanusu’nu görmezden gelmeniz gerekiyor.
Yaklaşık 20 metre uzunluğundaki köprünün ilk versiyonu 1755 yılında bölgede çalışan somon balıkçıları tarafından kurulmuştu. Bugün kullanılan yapı elbette çok daha güvenli ve kontrollü.
Yine de dar bir köprü üzerinde ilerlerken iki tarafınızda uçurum ve aşağıda Atlantik varsa insan beyninin “merak etme, güvenli” cümlesini kabul etmesi biraz zaman alabiliyor.
6. Kakum Canopy Walkway – Gana

Bu kez dağları bırakıp tropikal yağmur ormanlarının üzerine çıkıyoruz.
Gana’daki Kakum Ulusal Parkı içerisinde bulunan Canopy Walkway, ağaçların arasında birbirine bağlanan yedi asma köprüden oluşuyor.
Toplam uzunluğu yaklaşık 333 metre olan yürüyüş yolu bazı noktalarda orman zemininden yaklaşık 27 metre yukarıda bulunuyor.
Asıl ilginç olan ise aşağı baktığınızda kayalık veya nehir yerine yoğun bir tropikal orman görmeniz. Ağaçların tepesinde yürüyormuş hissi veren geçiş, Kakum’un en ünlü deneyimlerinden biri hâline gelmiş durumda.
Tropikal coğrafyaları seviyorsanız dünyanın en ilginç adaları listemiz de sonraki durağınız olabilir.
7. Charles Kuonen Asma Köprüsü – İsviçre

İsviçre bu listede biraz fazla yer kaplıyor olabilir ama bunun bir nedeni var: Alpler, köprü yapmak için oldukça dramatik boşluklar sunuyor.
Randa yakınındaki Charles Kuonen Asma Köprüsü yaklaşık 494 metre uzunluğunda. Yürüyüş yolunun genişliği ise yalnızca yaklaşık 65 santimetre.
En yüksek noktasında vadinin yaklaşık 85 metre üzerinde bulunuyor.
Bir başka deyişle karşıdan biri geldiğinde “buyurun siz geçin” demek bile normalden biraz daha karmaşık.
Köprünün metal ızgaralı zemini de aşağıdaki boşluğu tamamen unutmanıza pek izin vermiyor. Buna karşılık Matterhorn ve çevresindeki Alp manzaraları, yürüyüşü dünyanın en sıra dışı dağ deneyimlerinden birine dönüştürüyor.
Peki En Korkutucu Köprü Hangisi?
Modern mühendislik açısından baktığımızda Titlis veya Charles Kuonen gibi köprüler görüntülerinin aksine kontrollü turistik yapılar.
Ama iş yalnızca korku hissine geliyorsa Hussaini Hanging Bridge muhtemelen ayrı bir yerde duruyor.
Aralıklı ahşap tahtalar, sallanan yapı, altında akan nehir ve etrafındaki dev dağlar birleştiğinde insanın yükseklik korkusu olmasa bile adımlarını biraz daha dikkatli atacağı kesin.
Q’eswachaka ise bambaşka bir nedenle etkileyici. Çünkü onun hikâyesi yüksekliğinden çok, yüzlerce yıldır yaşatılan bir geleneğin bugün hâlâ devam ediyor olması.
Sonuçta köprülerin görevi iki noktayı birbirine bağlamak.
Fakat dünyanın bazı yerlerinde o iki nokta arasındaki birkaç yüz metre, başlı başına bir maceraya dönüşebiliyor.
Peki siz olsanız bu köprülerden hangisini geçmeye cesaret ederdiniz?
Yorumlar Sen ne düşünüyorsun? Okumak veya yorum yazmak için tıkla.